btbilgi

Türk sporu için nereden başlamam gerekir diye düşünürken en iyisi en baştan başlamak dedim.

İlkokul 4’üncü sınıfın yazı. Tatil ödevimiz en az bir çocuk klasiği okumak. Şimdi de olduğu gibi bir o yaştaki çocuklara yapılabilecek en büyük eziyetlerden biri. Annem Can Yayınları’ndan yayınlanan, o yaştaki ruh halime en uygun olacağını düşündüğü Gizli Yediler’i aldı. Bir kaç hafta masanın üstünde durdu. Bin bir huzursuzlukla arada kapağını çevirip bir iki satırını okuyup, kapattıktan sonra makus kaderime -biraz da başka seçeneğim kalmadığı, tüm arkadaşlarım yazlığa gidip mahallede tek başıma kaldığımdan- sonunda teslim oldum.

Okumak, tabi ki bir kültür meselesi. ‘Okumayan insan kültürsüzdür’ gibi bir çiğ tesbitte bulunmuyorum. Bu benim haddime değil zaten. Okumak eyleminin kendisinden bahsediyorum.

Temel olarak sıralama şöyle aslında; Okumak, yazmayı gerektirir. Yazmak belirli bir durumu başkasına aktarma yöntemidir. İlk iletişim yöntemlerinden biri. Yazının keşfi diye bir gerçek var mesela. Neyi yazdığınızdan bağımsız olarak ‘yazmak’ aslında ‘bilgi’ aktarmaktır. Yazabilmek için ise ‘bilgi’ gerekir.

Türk olmanın en önemli şartlarından biri olan, mütemadiyen eleştirmek, bilgili olmadan fikir sahibi olmak bu yazının konusu. Konuyu işlediğimiz alan ise Türk sporu.

Herkesin her uluslararası müsabaka sonunda hezimetle mağlup olan ulusal herhangi bir disiplindeki takım ya da bireyin arkasından, önünden sağından solundan yaptığı ‘şöyle olmadığı için böyle’ eleştirisinin sebebi işte bu okumamazlık. En yakın tarihli Rusya-Türkiye Buz hokeyi maçında mağlup olan Türk takımı için söylenenleri hatırlar mısınız bilmem? Hatta bu yazıyı belki yıllar sonra okuyacaklar için hatırlatayım, İnsan düşmanına söylemez…

Halbuki buz hokeyinin ne olduğunu biliyor olsaydık, Rusya’nın dünyanın en önemli buz hokeyi atletlerini yetiştirdiğini, adamların bu spora bizim çocuklarımız mahalle arasında top oynamaya çalışırken başladığını bilseydik, Buz Hokeyi Milli Takımı elemelerini geçemeyen Rus atletlerin Türkiye’deki takımlarda oynadığını ve neredeyse tek başlarına  bütün skorları yaptıklarını bilirdik.

Nerden bilecektik ki, Buz Hokeyi Milli Takımı’mız olduğunu bile bilmiyoruz ki, zaten. Peki kim yetiştirdi bizim çocukları? Ne alaka Türkiye’de buz hokeyi? Her mahalleye bir olimpik havuz kampanyasından sonra bir de her mahalleye bir buz pisti mi açıldı?

Dolayısıyla, aslında belki bu yazıya ya da herhangi bir yazıya konu olması gereken, aslında yazmak istediğim, bir atletin mental kapasitesi nasıl geliştirilir, bir atlet nasıl motive edilir, negatif motivasyon nedir, fiziksel limitlerin aslında mental limitlerle alakası nedir gibi konuları düşünürken, en başa dönüp önce buradan başlamak istedim.

Okumak eylemi, adı üstünde ‘eylem’. Çaba gerektirir. Hem fiziksel hem ruhsal. Aynı antrenman yapmak ya da rekabetçi bir atlete koçluk yapmak gibi. Çaba-eylem ilişkisinde ise -normal şartlarda- bir hedef vardır. Üç ay sonra katılacağınız hedef yarışınız için eyleminiz antrenman yapmak, çabanız o üç aydan en yüksek verimi almak, hedefiniz ise yarışınızı hedeflediğiniz gibi bitirmek değil midir mesela? Antrenörün çabası atletini olabilecek en iyi şekilde antrene etmek, eylemi en efektif antremanı hazırlamak, hedefi istediği sonucu almak değil midir mesela?

Ha evet, internette sınırsız bilgiye ulaşabiliyorsunuz.

Kolay gelsin…

Münasır medeniyetler seviyesinde söylendiği gibi ‘quality vs. quantity’. Online dünyada ulaştığınız sonsuz bilgiyi bile anlayabilmek için ‘biliyor’ olmanız gerekli. En azından ne aradığınızı, ne okumak istediğinizi, neyi öğrenmeye çalıştığınızı bilebilmek gerekiyor.

6 yaşındaki çocuğununun neden yüzme antremanlarına gitmemek için kendini yerden yere attığını ‘öğrenmeye’ çalışacağınız kaynak ‘yuzmeyegitmeyenaglakevlatlarimiz.com’ olmamalı. Bunun yerine aslında pedagoji temelli yayınlar okunması gerektiğini bilecek kadar ‘bilgi’ sahibi olmanız gerekli.

Tabi bu, haftasonları ve yaz tatillerinde ‘çocuklar ayak altında dolaşmasın da’ niyetini gizleyen antremanlara koşan,  koşarken ‘hadi evlaaaadım’ diye çatallı sesiyle haykırımsılayan veliler için geçerli değil. Sizler için yapacak pek bir şey yok maalesef… Halbuki biraz çaba gösterseniz keşke, en azından ‘ya biz bu çocuğu antrenmandan yarışa taşıyoruz ama ne yapıyoruz acaba’ diye iki üç şey okusanız.

Küçük yaşta baskı altında antreman yaptırılan çocukların ergenlikte nasıl hayattan soğuduğu örneklerini okusanız. Bıraksanız o istese, mesela ‘istek/ihtiyaç’ yaratmanın ne demek olduğunu anlayabilseniz. İki satır okusanız da aslında en büyük kötülüğü evladınız birinci olup, siz sağa sola hava atmaya başladığınızda yaptığınızı öğrenebilseniz. Rekabetin diğerini ’sahaya gömmek’ olmadığını anlatabilseniz ama önce siz anlayabilseniz.

Bir de lütfen antrenörün işine karışmayın yahu… Eski milli atlet de olsanız karışmayın. Çok biliyorsanız alın siz yaptırın antrenmanını.

Tıpkı, ’Tabata antremanı yapıyoruz’ cümlesini kurma talihsizliğini gösteren antrenör arkadaşımız gibi. Sizin için de yapılacak bir şey yok ne yazık ki. Tabata Antremanı’nın ne işe yaradığını anlayabilmeniz için gerekli olan bilgi tabi ki online kaynaklarda var. Lakin sorun şu ki, sizin zamanında okumayıp öğrenmediğiniz için bilmediğiniz İngilizcenizle anlayamadığınız orijinal ve metodik kaynaklar yerine, okuduğunuz uyduruk Türkçe kaynaklar aslında çok da bir şey anlatmıyor. Periyotlama diye bir şey öğretmiş olmalılar size BESYO’da, mesela onu açıp tekrar okusanız her seferinde. Spora gitmekle antrenman yapmak arasında dünyalar kadar fark olduğunu, bir antrenörün en iyi vitrininin takipçi sayısı olmadığını ama çalıştırdığı atletler -sporcular değil atletler- olduğunu anlayabilseniz.

Buraya kadar gelenler, büyük ihtimalle ne demek istediğimi anlamıştır. Buraya kadar gelen fakat anlamayanlar için konunun özeti şu; Okumak, öğrenmek istemekle alakalı bir eylemdir ve tabi ki, okumak derken poliseye romanlardan bahsetmiyorum. Öğrenmek ise gelişimin en temel prensibi. Eğer Türk sporunun kütüphanesi/leri olsaydı, antrenörleri, atletleri burada orijinal kaynaklara ulaşabilseydi, o kaynaklar 19. yy başındaki bilgilerle sınırlı kalmasaydı, bilgi almak için harcadığı vaktin karşılığını kaliteli antrenman ve yarış sonuçlarıyla ilişkilendirebilseydi, ben de sizi buraya kadar yormazdım.

İlkokul 4. sınıfın yazı bitip de 5. sınıfa ilk başladığım gün koşa koşa Ayşegül öğretmenimin yanına gittim. ‘Ben çocuk klasiklerini okudum’ diye koca koca açılmış gözlerimle. Tabi ki benden hiç beklemediği bir tavır olduğu için, ‘Yemedim bunu ama seni de kırmayalım sabah sabah’ ses tonuyla ‘Aaa, gerçekten mi, hangisini okudun bakalım’ diye sordu. ‘Hepsini okudum öğretmenim’…

Annemi çağırdılar sonrasında, tabi o zaman cep telefonu falan yok, bana söylediler velin gelsin diye. Annem hepsini okuduğumu onaylayınca işler değişti biraz. Ayşe öğretmenimin ‘hepsini okudum öğretmenim’ cevabıma aldığım ‘Buz Hokeyi Milli Takımı’mı varmış, hadi canım sende… E iyi sahaya gömmemişler bari’ ses tonlu cevaba olan hayal kırıklığım ise bu gün hala bir köşede duruyor.

Yorumlar
btbilgi
PAYLAŞ
blank
Sports People Turkey kurucu ortağı. Atlet ve organizasyon yöneticisi.