btbilgi

Daimi olma yeteneği olarak adlandırılan sürdürülebilirlik kavramı Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun 1987 yılı tanımında şöyle yer alıyor: “İnsanlık, gelecek kuşakların gereksinimlerine cevap verme yeteneğini tehlikeye atmadan, günlük ihtiyaçlarını temin ederek, kalkınmayı sürdürülebilir kılma yeteneğine sahiptir.”

Sürdürülebilir kalkınma, ekonomik büyüme ve refah seviyesini yükseltme çabalarını, çevreyi ve yeryüzündeki tüm insanların yaşam kalitesini koruyarak gerçekleştirme yöntemidir.cadi1

Sürdürülebilir Kalkınma insan ve çevre merkezli olmak üzere iki ana başlık altında değerlendirilmektedir. Doğal çevreninin korunması kadar ekonomik ve sosyal kalkınmanın da birbirinden ayrılmaz parçalar olduğunu kabul etmektedir.

Çevresel, ekonomik ve sosyal sürdürülebilirlik sağlandığı takdirde sürdürülebilir gelişme gerçekleşebilmektedir. Yenilenemeyen enerji kaynakları yerine yenilenebilir enerji kaynaklarının verimli kullanımı ve doğaya karşı sorumlu davranılması çevresel sürdürülebilirliğin gereksinmelerini oluşturmaktadır.

Sürdürülebilirlik son yıllarda duyduğumuz çok önemli kavramlar arasında yer alıyor. 20-21 Nisan 2017 tarihinde İstanbul’da sürdürülebilirlik konusunda ‘Activating Purpose’ temasıyla “Sustainable Brands” konferansı düzenlendi. Yazıya başlarken niyetim sadece haberini yapıp geçmekti. Fakat bu konferansa gidinceye kadar yaşadığım süreç ve devamını izlememe kararı verdiren pek çok unsur bu yazıyı ‘Etkinlik Cadısı’ için yazmaya yönlendirdi.

Dünya çapında markaların geleceğini şekillendiren bir milyondan fazla profesyonelin buluştuğu söylenen bir platformun parçası Sustainable Brands İstanbul markaların ve meslek önderlerinin geleceği şekillendirmek için attıkları ve atacakları adımları izleyenlerine aktardı.

Sustainable Brands 2017 Istanbul buluşmasının açılış konuşmasında hızla değişen dünyada bireyler, markalar, kurumlar daha mutlu, daha cesur olmak için amaçlarını yeniden gözden geçirdiğini belirten Sürdürülebilirlik Akademisi Yönetim Kurulu Üyesi Semra Sevinç, daha iyi motivasyonla yollarına devam ettiklerini söylüyor.

Toplantıda sürdürülebilirliğin bileşenleri tekrar gözden geçirilirken bu bileşenlerden yola çıkarak markaların ömürlerini devam ettirdiği stratejilere yer veriliyor. Toplantının ilk gününde konunun pek çok bileşeninin olduğunun üzerinde duran ve bunlardan 10 tanesini sıralayan Leaderlab&LAUNCH’un yönetici ortağı Sofus Midtgaard’ın yaptığı sunum aslında konunun da bir özeti niteliğinde.

Sürdürülebilirlik için tutku olmazsa olmaz

Sürdürülebilirliğe yatırım yapmak gerektiğini vurgulayan Leaderlab&LAUNCH’un yönetici ortağı Sofus Midtgaard, “Sürdürülebilirlik için iş birliğinin 10 Kuralı’ başlıklı konuşmasında Şirketler arasında sürdürülebilirlik odaklı iş ortaklıklarının büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor. Midtgaard, “Sürdürülebilirlik konusunda temel anahtarın tutku olduğunu,herkesin aynı tutkuyu paylaşması ve şirketler arasında denge kurulmasının önemini dile getirerek, İş birliği yapılacak konular ve ortak hedefleri belirlemek kadar doğru insanlarla ilerlemenin önemi üzerinde duruyor.

İşte Sofus Midtgaard’ın sürdürülebilirlik ile ilgili 10 maddesi;
  1. Partner with purpose- Aynı amaçla ortaklık: Kendi başına yapabileceğin, başarabileceğin bir işi kendin yap. Ortaklık aynı hedefe bakabilerek farklı konuları çözebiliyorsan ortaklık olur.
2. Find a suits spots: Anlamlı noktasını bul . Üst yönetim sana destek verebilir.  Öncelikle onlara ulaşabileceğin noktayı bulman gerek. Bu noktayı bulmadan yapacağın işte başarısız olursun . Temel stratejide ortakların önceliklerini benimsemek ve tatmin etmek ortakların bir numaralı işlerinden biri olmalıdır.
3. Set few but ambitious goals: Çok değil ama anlam kazandıracak fark yaratacak hedefler koy.
4. Contribute with more than money: Paradan daha fazlası ile katkıda bulun. Hiç bir iş ortaklığı sadece para ile yürümez. Eğer işin içinde sadece para ile değil fiziken de varsa gerçek bir ortaklık gerçekleşir.
5. Passion is a key: Tutku anahtardır. Stratejiler hazırlanabilir ya da planlar yapabilirsin fakat sonunda her zaman insanlara bağlıdır iyi bir ortaklık ortaklığın amaçlarını  başarmak için ölümü göze alan ortaklarla mümkündür.
6. Dedicate the right people: Doğru insanlara odaklan- iş ortaklığı stratejik ise o zaman onu stratejik bir iş gibi davranarak yap. Doğru insanlara odaklan. Doğru olan iş bölümlerindeki insanlarla çalış.
7. Get beyond the usual suspects: Alışılagelmiş şüphelilerin ötesinde olun
Bir ortaklıkta geleneksel olmayan iş ortakları sana yeni bakış açıları ve yenilikçi bir bakış açısı kazandıracaktır.
8. Be a catalyst: Katalizör ol- En etkin ortaklıkların bazıları, onları ele geçirmek yerine, mevcut girişimleri bağlayan ve benimseyen yön çizen ortaklıklardır. Zorluklarla karşılaştığınız zaman bu daha da doğrudur.
9. Be open for Suprises: Süprizlere açık olun: Az ve net hedleri olan bir iş ortaklığı bile taraflarına beklenmedik değer yaratabilir. Sürprizlere açık olun ve başarı kriterlerinizi tekrar gözden geçirin.
10. Share the love- Sevgiyi paylaş: Eğer bir adım geri adım atabilir ve ilgi odağı için diğer insanların bir adım öne çıkmalarına gözlemesine izin verirseniz, birlikte inanılmaz başarılar elde edebilirsiniz.

Varoluş amacı işin temel felsefesi!

“Amaç, kelimelerden ibaret değil!” diyen Radley Yeldar Danışmanlık Direktörü Ben Richard ise ‘amaç ve hikâye’ ‘iletişim’, ‘performans’ ve ‘alışkanlıklar’ kriterlerine göre yaptıkları araştırmanın sonuçlarını şöyle paylaştı: “Şirketlerin yüzde 86’sının bir amaç tanımı var ancak sadece yüzde 36’sı eyleme geçiyor. Yüzde 25’i ise amacı gerçekleştirmek için hedefleri belirliyor. Liderlerinin amacı olan şirketlerin oranı sadece yüzde 30. Yine şirketlerin yüzde 70’i tek başına başarılı olamayacağının bilinciyle inovatif ortaklıklara yatırım yapmaya başladı. İlk 20 şirket arasında akıllı ortaklıklar kuranlar mevcut. Unutmamalıyız ki, varoluş amacı bir iş felsefesidir ve dünyanın amacı olan büyük şirketlere ihtiyacı var.”

“Y kuşağı bizden değer üretmemizi bekliyor, bize birtakım roller biçiyor. Günümüz tüketicisi sorumluluk peşinde” mesajını veren Unilever NAMETRUB Sürdürülebilir İş ve İletişim Direktörü Ebru Şenel Erim Unilever olarak bu yaklaşımla iş dünyasında ‘yenileyici liderlik’ denilen bir kavramı gündeme getirdiklerini. İnsanların içindeki amacı desteklemeye yöneldiklerini belirtiyor. Şirket içindeki genç liderlerden oluşan USLP Board adını verdikleri bir oluşumla sürdürülebilirlik alanında farklı çalışmalar yaptıklarını ve bunun tüm dünyada ilk kez Türkiye’de gerçekleştirildiğinin üzerinde duruyor. Programın devamında USLP Board’un 3 üyesi Özlem Gürses moderatörlüğünde sürdürülebilirlik odaklı proje ve çalışmalarından örnekler verdi.

Yöntem Araştırma Genel Müdürü Mehmet Aktulga’nın tesbitleri de oldukça ilginç Globescan Radar 2017 verilerine göre tüketici görüşleri ve beklentilerini açıklayan Dünya genelinde her iki kişiden birinin şirketlerin topluma olumlu katkıda bulunduğunu düşündüğünü belirten Aktulga, Türkiye’nin bu anlamda daha pozitif olduğunu ve her 10 kişiden 7’sinin şirketlerin olumlu katkıda bulunduğuna inandığını söyledi. Aktulga’nın verdiği bilgiye göre, kuzey yarımkürede teknoloji şirketleri öne çıkıyor. “Şirketler topluma nasıl katkıda bulunuyor?” şeklindeki soruya cevap verenlerin yüzde 37’si ürün ve hizmetler, yüzde 20’si hayır kurumlarına katkı, yüzde 17’si ise itibar diye cevaplıyor. Türkiye’de itibar, yüzde 52 ile ilk sırada yer alıyor. “Firmalar inandırıcı mı?” sorusuna yanıt verenlerin yüzde 53’ü bir ölçüye kadar inandırıcı olduğuna inanıyor, yüzde 36’sı ise hiçbir şekilde inandırıcı bulmuyor. “Firmalar toplumsal katkılarını hangi kanallardan duyurmalı” şeklindeki soruya cevap verenlerin yüzde 53’ü ‘Ağızdan Ağıza Pazarlama – WOM’ derken, yüzde 52’si ‘sosyal medya’, yüzde 44’ü ‘web site ve forumlar’, yüzde 37’si ise ‘TV’ diye yanıtladı. “Çevreyi koruyan firmaların ürünlerini satın alıyorum” diyenlerin oranı ise yüzde 27 oldu.

Markaları tasarım açısından ‘meydan okuyanlar’ ve ‘ikonlar’ diye ikiye ayırdıklarını belirten Pearlfisher Creative Design & Branding’in CEO’su Angela Hariche, “Ambalaj tasarımlarında kendimizi güzel bir çöp tasarlıyor gibi hissediyoruz ve artık bunu istemiyoruz” şeklinde dile getiriyor.

Şimdiye kadar sadece konferansın ilgimi çeken bölümlerinden başlıklar paylaştım. Şimdiden sonra sadece dikkatimi çeken ve adının içinde sürdürülebilirlik olan bir toplantıda olmaması gerektiğini düşündüklerimi paylaşacağım.

Sürdürülebilirlik benim baktığım noktada Türkiye’de henüz anlaşılamamış bir kavram, Gördüğüm kadarı ile Türkiye’de yer alan şirketlerin pek çoğunda da böyle.  Sürdürülebilir bir döngü yaratmaya çalışan şirketler kendi ürün ve hizmetlerini sürdürülebilir kılmayı mı yoksa hizmet verdikleri toplumla birlikte sürdürülebilir olmayı mı tasarlıyor? Aslında bu yazıyı Sürdürülebilir Markalar Konferansı’nı düzenleyen Sürdürülebilirlik Derneği’nin üyeleri için de bir mesaj olmasını diliyorum. Sürdürülebilirlik var olana ve olmaya çalışana saygıdan başlıyor. Bunun içinde işe, yaşama, toplumsal bakışa, çevreye, içinde bulunduğu ekosisteme, varolan değerlere, seçimlere saygı da en başta geliyor.

Sadece markaların ömrünü uzatmak adına yapılan çalışmalardan sıyrılarak. Belki de BASF’ın verdiği örnekte olduğu gibi kazancı toplumsal projelerle topluma aktararak toplumu da kalkındırmak.

Bunu yaparken toplumun değerlerini sürdürebilir kılmak için yapmak belki de en önemlisi… Sürdürülebilirlik projelerini hayata geçirirken yaşamı bozmadan ona adapte ederek yapmak önemli bir gerçek. Toplumun kendi değerlerini ve tutunduğu temelleri buldurmaya yönelik çalışmalar da aslında sürdürülebilirlik adına yapılabilecek çalışmalar. Yoksa yeni endüstri devrimi ile şirket ömürleri kısalan işletmelerin ömrünü uzatmaya yarayacak çabalar sürdürülebilirlik adı altında yer almamalı.

Konferans sırasında bir kısa filmde anlatılmaya çalışılan örnekte olduğu gibi, topluma doğaya saygılı olmayan, trafikte neredeyse birbirinin gözünü oymaya çalışan, değerlerini unutmuş toplumlar yaratmak sürdürülebilir bir toplum yaratmak anlamına gelmiyor.

Bir konfreransta hizmetin sürdürülebilirliğini teşvik edebilmek için emeği geçen herkese teşekkür edilmesi mi? Yoksa cımbızla seçilen 3 ismi zikrederek, tüm işortaklarına ve bir konferansı gerçekleşmesinde katkıda bulunan 10’larca kişinin emeğine saygısızlık etmek mi sürdürülebilirliğe yakışıyor? Yine bu konferansa özel dile getirmek istediğim ama şirketler arasında bu ara sıkça rastladığım bir tutuma da dikkat çekmek isterim. Sizler basının her kesiminde çalışan emekçilere eşit mesafede olmak durumundasınız. Zaten o işi gerçekten yapanlar bellidir.

Görevini yapmaya çalışan basın mensuplarının iş yapışını engellemek adına türlü bahaneler öne sürmek, sürdürülebilirlik adına toplantı yapan kişi veya kurumlara yakışmıyor. Çünkü bu konferansın içeriğinde yer alan markalar basın ile her zaman iletişimde. Belki bu derneğin yöneticileri farkında değil ama BASIN denilen ve bu iş için emek veren, yazan çizen insanlar markaların sürdürülebilirliğine en fazla katkısı olan meslekler arasında geliyor.

O zaman benim de bu yaşadığım süreçte sorguladığım gibi, herkes kendi sürdürülebilirliğinin peşinde koşarken yapmış olduğu saygısızlıkla sürdürülebilirlik düşüncesine daha işin başında ihanet ediyor. Sürdürülebilirlik de sadece konferanslarda konuşulan bir başlığın ve altı süslenmiş sözlerin bir adım ötesine gitmiyor.

Güniz Karaman

Yorumlar
btbilgi
PAYLAŞ
TRT'de 1990 yılında başladığı profesyonel iş hayatına, özel sektörde ve özel kanallarda farklı programların yapımcılığı ile devam etti. Milliyet Grubu'nun dergilerinde ve Interpro Grubu yayınlarında yazı işleri müdürlüğü ve editörlük görevleri üstlendi. Avrasya’nın en büyük ticaret platformu "CeBIT Bilişim Eurasia" markasının pazarlama iletişimi faaliyetlerini kurguladı ve yönetti. Farklı sektörlerdeki pek çok marka için iletişim konusunda danışmanlık hizmetleri verdi. Şu anda xTRlarge'ın Yazı İşleri Müdürü olarak görev yapmaktadır.