btbilgi

Etkinlik…Etkinlik…Etkinlik. İstanbul’da her gün en az üç tane etkinliğe rastlıyorsunuz. Öyle ki, kimi günler dağınık lokasyonlarda olan bu etkinliklere gidebilmek için ciddi çaba gösteriyorsunuz. Birbirine yakın olan etkinlikler nispeten avantajlı. Hedef kitlelerinizi ve ilgili basını aynı alanda ağırlamak dezavantaj gibi görünse de fırsatları da beraberinde getiriyor. Planlarken iyi düşünmek, daha fazla örnek görmek gerek.

……………

cadi1Uzun zamandır etkinlik yazmıyordum. Neden diye merak edenlere; çünkü öylesine, eğri büğrü, özensiz ve yapılmış olmak için yapılan etkinliklerden çok sıkılmıştım. Yine bu dönemde farkına vardığım birkaç konu oldu.

Etkinlik yaparken birkaç model benimsenmiş, onun şablonunda tüm etkinlikler. Devlet için yapılan kongre ve organizasyonlar aynı tipte, özelde gerçekleştirilen organizasyonlar yine belli çizgide. Eylül ayından itibaren gördüğüm hemen hemen tüm etkinlikler birbirinin tıpatıp aynısı. ‘İşte bu süper bir etkinlik olmuş’ dediğiniz organizasyonlar maalesef bu aralar olamıyor.

Örneğin Perakende Zirvesi. Katılımcısı ve ziyaretçisi yüksek olan etkinlikten içeri giriyorsunuz. Balık istifi gibi. İlk düşündüğünüz etkinlik planlarken doğru alan seçilmediği. Kayıt kabulde yaşadığınız kabus ayrı, çünkü uzun kuyruklarda program kaçırma telaşı ile bekleyen ziyaretçiler bir tarafta, özensiz hazırlanmış basın karşılama bir tarafta. Basın olarak gelip kendinizi kanıtlamak için izlenen prosedür dillere destan. Planlayanlardan hiç kimse basın mensubunu tanıyan, dilinden anlayan birilerini o masaya oturtmayı düşünmez mi? Ola ki içeri girdiniz, programa ulaşmak için oldukça çaba gösteriyorsunuz. Biri ‘etkinlik çıkınları’nı işaret ediyor. Diğeri köşede bir alanı. Burada ne düşünüyoruz: Saha içi eğitim verilmemiş. Sizi temsil edecek host ve hostesleriniz de son dakika alana girmiş.

Madem onun içinde haydi bir ‘etkinlik çıkını’ edinelim diyorsunuz. Çünkü kayıtta nedendir bilinmez size teslim edilmemiş. Bir standart davranış biçimi daha, soruyorsunuz ‘peki nerede bulacağız’ nerede olduğunu bilen yok. Bulmasanız olmuyor “Program onun içinde”.  Programın bu tip etkinliklerde çok büyük bir sorun olduğunu gördüm. Gereksiz diye gördüğünüz o ayrıntı etkinliğinizin trafiğini yönetecek can damarınız. Yol haritanız. Operasyonunuzun bel kemiği.

Programın içinde olduğunu düşündüğünüz etkinlik çıkını nereden çıkıyor dersiniz? Vestiyerden. Evet evet vestiyerden temin ediyorsunuz. Vestiyer’e palto, pardösü, yağmurluk ve şemsiyeler yığını ve onu bırakmaya gelen kalabalığın içinde bir görevli size etkinliğin en değerli ürününü dağıtıyor.  Sağınızda solunuzda da kahve istasyonlarının kuyrukları var. Nasıl etkinliğinizin itibarı için o manzarayı hayal edebiliyor musunuz?

“Çıkın” diyorum. Çünkü markanızı taşıyan, sizin için gerilla pazarlama yapacak olan o güzelim alan eğreti bir bez parçasının özensizliğine teslim edilmiş olmasına yüreğim kan ağlıyor. Bu ‘goodsbag’ denilen çantalar daha önce de yazdığım gibi sizin vitrininiz. Bunlar çevreci bez çantalar da olabilir ama biraz yaratıcılık lütfen.

Hiç mi iyi bir şey yapılmamış. Bence konuşmacıları ilgi çekici idi. Benim izlediğim “100 Global Düşünür” listesinde girmeyi başaran, Why Nations Fail – Ulusların Düşüşü kitabının yazarı, dünyada en çok alıntı yapılan 20 ekonomistten biri Daron Acemoğlu çok ilginç konulara değindi. Sunumunda Dünya ve Türkiye Ekonomisi’nde durum değerlendirerek geleceği anlatan Acemoğlu zenginliğin, coğrafya ya da doğal kaynaklarla ilgisi olmadığını söyleyerek çok ilgi çekici bir sunum yaptı. Sunumu Cumhurbaşkanımız da ilgiyle izledi.

Niye bu örneği verdim. İki sebepten. İlki etkinlikler bazen kendini aşabiliyor. Bu yüzden etkinliğe özel bir yer arayışına daha önceden girip ona göre planlamanız çok önemli. Yoksa sıkış tepiş, ortam gürültüsünün çok yüksek olduğu bir ortamdan armoni çıkmaz. İkincisi bu kadar emek, özensizlik içinde kayboluyor. Planlanmamış izlenimini uyandırıyor. O zaman düşünüyorsunuz ki, bu işi profesyonellere devretme zamanı geldi. Kendiniz yapmaya devam edecekseniz de daha büyük bir alana taşınma zamanını çok acil plana almanız gerek.

…………………………..

Bir başka dikkatimi çeken etkinlik de İnovasyon Haftası idi. Burada da mekan seçimi ile ilgili sorunları yaşıyorsunuz ama daha iyi planlanmış. Yönlendirmeler daha iyi yapılmış. Orada da görevli eğitimi yok. İnovasyona yakışan küçük bir yenilik kurgulanmış ki, “Kulak” adı verilen ve “simultane kulaklık”larının pabucunu dama attıracak bir mobil uygulama. Alanda indirip simultaneyi kendi kulaklığınızdan dinliyorsunuz. Üstelik alandan çıksanız bile içerde ne olup bittiği kulağınızda. Muhteşem.

İnovasyon Haftası alan yerleşimi olarak doğru bir dağılıma sahip olsa da mekan fuar alanı ile kopuk ve düzensiz. Bu etkinlikte aklımda kalan bir diğer nokta ise o kadar harcanan paraya yapılan sahnenin boşa gitmiş olduğu. Evet ihtişam yakalanmış,  ya kullanışlılık? Yenilikçilik kongresine yenilikçi bir sahne çok yakışırmış. Yenilikçilik bu kongredeki her türlü sunum aracı ile örtüşebilirdi. Öyle ki teknoloji çağından bahsederken ne de güzel olurdu yeni teknolojileri yansıtan bir sahne. Geçti. Bir dahaki sefere.

Bu kadar aradan sonra neden bu iki etkinliği yazdı diyorsunuz. Öncelikle söz uçar yazı kalır. Çünkü ikisi de bence önemli iki etkinlik. Daha iyi yapılabilir. Etkinlik planlarken etkinliğin kime hitap edeceğini, ne tür bir etki bırakmasını istiyorsanız ince ince planlarsınız. Yazmam için bir başka sebep; bu iki etkinlikte de basın kayıt öyle veya böyle bulunmasına rağmen -ki bunun önemini ileride yazacağım- izole bir basın alanı ikisinde de yok. İnovasyon Haftası’nda iki bilgisayarlı kasvet veren bir oda bulabildim yazı yazabilmek için fakat hatırlatmak gerekli, basın odası basının ihtiyacı olan tüm materyalleri temin edebileceği alan anlamına geliyor.

Çağırdığınız ve orada görev yapacak profesyonellerin çalışma mekanına da ihtiyacı olduğunu bir kere daha hatırlamakta fayda var. Diğer etkinlikte ise böyle bir alan da yok. Etkinliğin ardından yayınlara bakıyorsunuz. Şimdi sizi yazacak profesyoneller size kendilerine verildiği kadar değer verseler, o çok önemli ‘basın yansımaları’ sizce nasıl olurdu, ne dersiniz? İşte bu yüzden isterken cömert verirken cimri olmayın. Bu yazının sonunda da yergide cömert övgüde cimri oldum sanırım. Halbuki övgüde cömert yergide cimri olacağım etkinlik arıyorum.

Yorumlar
btbilgi
PAYLAŞ
TRT'de 1990 yılında başladığı profesyonel iş hayatına, özel sektörde ve özel kanallarda farklı programların yapımcılığı ile devam etti. Milliyet Grubu'nun dergilerinde ve Interpro Grubu yayınlarında yazı işleri müdürlüğü ve editörlük görevleri üstlendi. Avrasya’nın en büyük ticaret platformu "CeBIT Bilişim Eurasia" markasının pazarlama iletişimi faaliyetlerini kurguladı ve yönetti. Farklı sektörlerdeki pek çok marka için iletişim konusunda danışmanlık hizmetleri verdi. Şu anda xTRlarge'ın Yazı İşleri Müdürü olarak görev yapmaktadır.