btbilgi

Dünyanın her yerinden çevre koruma kurumları tehlike sinyalleri veriyor. İnsanoğlunun kontrolsüzce yayılması ve doğal kaynakların tüketilmesi, artık önne geçilmesi zorunlu bir hal aldı. Yokolan türler, kesilen ve yakılan ormanlar, deniz ve hava kirliliği hep medeniyetin acı sonuçları. Ama bilimadamları ve yenilikçi kurumlar doğaya nasıl zarar verdiğimizi anlayabilmek için yeni teknikleri geliştiriyorlar. Büyük veri analizi de bu tekniklerden biri.

Singularity Hub sitesinden Peter Rejcek, son yıllarda bu alanda önem kazanmış bazı araştırmaları aşağıdaki şekilde listelemiş.

‘Nature Ecology & Evolution’ sitesinde bu ay yayımlanan bir bilimsel makalede, tüketim kültürünün çevreye etkisini hesaplamak için bir yöntem sunulmuş. Araştırmacılar her ülkedeki üretim zincirlerini ve tüketim alışkanlıklarını incelemişler, bir yandan yokolmakta olan hayvan ve bitkilerin haritasını çıkartmışlar. Tehlike altındaki türlerin listesi ‘International Union for Conservation of Nature‘ isimli kurumdan temin edilmiş. 187 ülke için devasa bir veri analizi ile yapılan çalışmada hangi ülkenin tüketimleri için, hangi ülkede doğadaki kaç türün yokolmakta olduğunu bir haritada gösterebilmişler. Araştırma sonuçlarına göre doğadaki 7 bin bitki ve hayvan türü, büyük ülkelerin tüketim alışkanlıklarını doyurabilmek için tehlike altında.

Bir başka çalışma ise “insan sensörler” kullanılarak ekosistemlerin sağlığının ölçülmesi ile ilgili. Sensör derken insanlar üzerinde yapılan deneylerden bahsetmiyoruz, sosyal medyada insanların attığı mesajlar söz konusu. Griffith Institute’dan bir grup Twitter mesajları, meteorolojik veriler, turizm istatistikleri, su kalitesi raporları ve mercanların haritası gibi birçok faktörü bir araya getirmiş. Bunları makine öğrenme ve süreç öğrenme teknikleri ile bir büyük veri analiz programına yükleyen araştırmacılar, Avusturalya’daki ‘Great Barrier Reef’ (Dev Bariyer Resifi) denilen dünyanın en büyük mercan resifinin (344 bin kilometrekare) sağlık durumunu ölçmeyi hedefliyorlar. Araştırmacılar proje ilerledikçe bölgedeki turistlerin çektikleri fotoğrafları, turizm sayfalarını ve blog yazılarını da veriye eklemek niyetindeler.

Büyük veri sayesinde doğayı kurtarabilecek miyiz?

Diğer bir örnek ise BirdCast programı; bu da Kuzey Amerika kıtasında yaşayan 400 kuş çeşidinin gece göçlerinin haritasının çıkartılması üzerine. Gece göç yapan kuşların gözlemler ile rotalarının saptanması çok zor, ama göç yollarının haritalandırılması çok önemli. Kuşların göç yolları üzerine kurulan yerleşim yerleri, rüzgar santralleri ve endüstriyel alanlar çevreye direk olmasa bile dolaylı yoldan zarar veriyor. Bu araştırmanın merkezinde 2002 yılında Cornell Ornitoloji Laboratuarı’nın yarattığı eBird isimli online program yatıyor. Bu program Kuzey Amerika’nın her yerinden kuş gözlemcilerinin raporlarını topluyor. Şimdiye kadar 100 milyondan fazla gözlem raporu toplanmış. Özellikle gece göç eden kuşların yerinin saptaması için ülke çapındaki ses kayıt istasyonlarından gelen veriler büyük önem taşıyor.

Bunun dışında büyük verinin çevre konularında kullanımına örneklerin arasında HP’nin destek verdiği Tropik Ekoloji Değerlendirme ve Gözlem Ağı (Tropical Ecology Assessment and Monitoring Network – TEAM) de var. HP Earth Insights adı altında toplanan veriler, 16 ülkeden gelen bir milyondan fazla fotoğraf ve üç milyondan fazla iklimsel ölçümü de içeriyor.

EnviroAtlas adı verilen proje, çevrenin korunmasındaki ihmallerin insan sağlığına olan direk ve dolaylı etkilerini araştıran bir program. ABD Çevresel Koruma Kurumu (Environmental Protection Agency) tarafından hazırlanan interaktif haritalar üzerinde, çevre koruma ile ilgili bir sürü veriye ulaşılabiliyor.

Büyük veri sayesinde doğayı kurtarabilecek miyiz?

Son olarak da Büyük Fil Sayımı (Great Elephant Census) projesi bu tür araştırmalara örnek gösterilmiş. Dünyanın en büyük karada yaşayan hayvanının soyunun tükenmesini engellemek amaçlı proje, Microsoft kurucularından Paul Allen’in Vulcan Inc. firmasının desteğiyle yürütülüyor. İki yıl boyunca Afrika’nın havadan çekilmiş fotoğrafları, tüm Afrika ülkelerinden toplanan çevresel verilerle harmanlanmış. Bunun sonucunda 18 Afrika ülkesinde 352 bin 271 fil kaldığı ortaya çıkmış. Bu da yedi yılda yüzde 30 düşüş anlamına geliyor. Afrika’da filler, dişleri çok değerli olduğu için devamlı kanun dışı şekilde avlanıyorlar.

Büyük veri, makine öğrenme ve yapay zeka gibi teknolojiler ile çevremizi, dünyamızı ve doğayı daha iyi anlayabilir hale geliyoruz. Ama belki de onu kurtarmak için çok geç kaldığımızı da ancak farketmiş olabiliriz.

Yorumlar
btbilgi
PAYLAŞ
blank
xTRlarge, Türkiye'nin (TR) üretici ve yenilikçi potansiyelini sergilemek; farklı bakış açılarını, yeni tarzları, x sayıda yeni değeri, girişimi, fikri yansıtmak; teknolojiden doğaya, iş yönetiminden tasarıma, insana dair faaliyetlerin en geniş ufkunu sizlerle mümkün olduğu kadar geniş 'large" paylaşabilmek için yola çıktı. Geleceğe inancı olanlarla birlikte mesafe katetmeyi planlıyor.