btbilgi

Şeker Hastalığı, insanlarda insülinin kanda eksikliği ya da insulin etki yapmasında bir direnç kazanması sebebiyle vücudun karbonhidrat, yağ ve proteinlerden yeterince yararlanamadığı, devamlı bir şekilde tıbbi tedavi lüzumu olan, uzun süreli bir hastalıktır.

Görülme sıklığı son zamanlarda artış göstermiştir. Bu artış oranı ülke ekonomisi üzerine yük olurken sağlık sisteminde de iş yükünü artıran sonuçları beraberinde getirmektedir. Bireysel olarak hasta için akut ya da kronik dönemde oluşturduğu komplikasyonlar nedeniyle öncelikle hastalık oluşumu önlenmeye çalışılmalı, hastalık sonrası da çok iyi şekilde tedavi edilmelidir.

Tedavide amaç; hastanın gün içinde kan şeker düzeylerinin kontrolünün sağlanması, şeker yüksekliğinden dolayı kısa sürede oluşan aksaklıkları önlemek, küçük damar (böbrek, retina, sinir) ve büyük damar (bacak damarı tıkanıklığı, kalp damar tıkanıklığı ve beyin damar hastalığı) hastalıklarının önlenmesi, eşlik eden diğer sorunların düzeltilmesi ve böylelikle şeker hastası olan bireyin yaşam konforunun iyileştirilmesidir. İyi tedavi edebilmenin ön koşulu hastalığı doğru tanıma ve sınıflandırmadır (1).

Uluslararası Diyabet Federasyonu ( IDF) tarafından yayınlanan Diyabet Atlasına göre 2011 yılı sonu itibarıyla dünyada 20-79 yaş grubundaki diyabet nüfusunun 366 milyona ulaştığı ve bu rakamın 2030 yılında yüzde 51’lik bir artışla 552 milyona varacağı tahmin edilmektedir.

Bizim ülkemizde de bu prevalans artışı benzer durumdadır. Satman ve arkadaşları tarafından Türkiye’de 20 yaş ve üzerinde olan bireyleri kapsayan, 1998 yılında yapılmış TURDEP-I araştırmada  yüzde 7,2 olan diyabet prevalansı, 2010 yılında yenilenen TURDEP-II çalışmasına göre yüzde 90 artış ile yüzde 13,7 düzeyine ulaşmıştır (2).

Tip 2 Diyabet oluşumunda temel mekanizmalar nelerdir?

Tip 2 diyabetli bireylerde insülin etkisinin birçok basamağında sorun vardır. Bir kez vücutta insülinin etki yeteneği bozulunca öncelikle kaslarda glikoz alımı azalır ve karaciğerden glikoz çıkışı üzerine insülinin baskılayıcı etkisi ortadan kalkarak tipik bir diyabetik hasta modeli oluşur. Daha sonra ise yağ dokusundan yağların kontrolsüz salınımı ile serbest yağ asitlerinin çıkışının artışı hem de kan şekerinin depo edilmesinin azalmasına ve kan yağının artmasına neden olur.

Uzun süreli olarak yüksek düzeyde alınan serbest yağ asitleri pankreas beta hücrelerinden insülin salınımını baskılar ve kas, karaciğer dokusunda insülin hassasiyetini azaltır.

İnsulin direnci genetik faktörler, artan serbest yağ asitleri, sedanter yaşam, hiperglisemi, gebelik, yaşlanma ve farklı medikal ajanlar (örnek olarak steroidler, cis-retinoik asit, östrojenler, nikotinik asit, oral kontraseptifler, fenotiazinler, antipsikotikler) ile daha çok ve daha hızlı bozulabilir (3).

Tip 2 diyabet tedavisinde birçok farmakolojik ajan olmasına rağmen diyabet kontrolü ve tedavi ajanlarıyla ilgili sorunlar devam etmektedir. Birçok geleneksel bitki tedavisi diyabette kullanılmaktadır ve sentetik ajanlara göre daha az yan etki ve toksisite içerdikleri sıklıkla düşünülmektedir.

Kan şekeri düşüren bitkisel bileşenler insülin salgısını artırmakta, kas ve yağ dokusu tarafından glikoz kullanımı artırmakta aynı zamanda bağırsaktan glikoz emilimini ve karaciğerden glikoz üretimini azaltmaktadır. Birçok ülkede zeytin yaprağı deriveleri diyabetik bireylerde kan şekerini azaltmak ve kan basıncını azaltmak üzere geleneksel olarak kullanılmaktadır. Takviye olarak dışarıdan kullanılmak üzere birçok ticari form geliştirilmiştir.

Diyabette ve beslenmede yağın etkisi 

Diyet içeriğindeki yağın kalitesi ve miktarı hem insan hem de hayvanlarda glikoz dengesi hem de insülinin etkisi üzerine önemli rol oynar. Daha önceki araştırmalar, yağdan zengin beslenmenin derecesiyle uyumlu olarak insülinin etki yapmasında azalmaya ve sonuç olarak kan şeker yükselmesine  neden olduğunu göstermiştir. Yağ asidinin insulin salgılaması üzerine etkisine bağırsak sisteminden salınan peptidler de aracılık eder.

Latown ve arkadaşları ratlarda yüksek yağlı diyetle bozulan insülin sekresyonunu poliansature omega (ω-3) yağ asitleriyle önlendiklerini göstermişlerdir. Doymuş yağ asitleri ise insan ve hayvanlarda insülin direncine neden olmaktadır. Bazı çalışmalarda  ω-3 yağ asitlerine göre ω-6 yağ asitlerinin insülin duyarlılığını azaltabileceği gösterilmiştir (4).

İnsülin direnci

İnsülin direncinde diğer bir öngörü iskelet kasında mitokondri denen enerji üretiminde ve şekerin kullanılmasında etkili olan hücre içi yapının azalması sonucu kan şeker artması oluşmaktadır. İskelet kasında mitokondri sayısının azalması da insülin direncine neden olmakta ve yağların yıkımında azalmaya ve kas içi lipid düzeyi artmaktadır.

Bu bağlamda araştırmalardan çıkan sonuçta diyabetik bireyler kontrollere göre iskelet kasında yüzde 30 daha az mitokondriye sahiptirler.  Gıdaların içerisinde yüksek düzeyde yağ alan insan ve hayvanlarda yapılan çalışmalarda serum serbest yağ asidi artışı, mitokondriyal yapı içeriklerinin iskelet kasında azalmasına neden olmaktadır.

İşlenmiş gıdalar içinde kullanılan hidrojenize doymuş yağlar gelişmekte olan ülkelerde kardiyovasküler ve metabolik hastalıkların sıklığını artırmıştır. Eicosapentaenoic Acid (EPA) ve docosahexaenoic Acid (DHA) deriveleri resolvinler olarak bilinir. Bu rezidülerin potansiyel antienflamatuar etkileri gösterilmiştir. Doymuş yağ asitleri adipoz doku düzeyinde yangısının artışına neden olur.

Akdeniz usulü beslenen bireylerin gıdalarında bol miktarda tekli doymamış yağ asidi (MUFA) vardır ve özellikle yüksek düzeyde zeytinyağı tüketilmesine bağlı olarak serumlarında damar sertliği gösteren belirteçlerin azaldığı görülür (5).

Oleik asit deneysel yöntemlerle pankreas beta hücrelerinden insülin salınımını artırmaktadır. Oleik asit yangı durumunda da dahi insülin sekresyonunu artırmaktadır.

Oleik asitte olduğu gibi doymamış yağ asitlerinin moleküler etkileri birbirinden farklıdır. Tip 2 Diyabet geliştirilen deney hayvanlarında 21 gün boyunca yüksek düzeyde oleik asit verilmesi yüksek kan şekerini düzeltmiştir. Fakat aynı tedavi Tip 1 diyabetik ratlarda aynı etkiyi yaratmamıştır.

Bu bulgular daha önceki çalışmalarda uzun süre oleik asit içeren fındık yiyen kadınlarda Tip 2 diyabet riskini azaltması sonucuyla örtüşmektedir. İskelet kası glikoz metabolizmasında tanımlanmış en önemli organdır, insülin ile uyarılmış glikoz alımının yüzde 75’i iskelet kasında gerçekleşir, ve vücutta yağın artmasıyla insulin direnci oluşur.

Devam: Tamamlayıcı Tıp ve Zeytin, Zeytinyağı

Yorumlar
btbilgi
1
2
3
PAYLAŞ
blank
Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı olan Doç. Dr. Muammer Karadeniz, Ege Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Harvard Üniversitesi, Joslin Diabetes Center’da araştırma görevlisi olarak çalıştı. Muammer Karadeniz'in uluslararası hakemli dergilerde diabet üzerinde yüze yakın makalesi yayınlanmıştır.