btbilgi

Çok yazık. Yeşil ovası sanayi tesisleri sayesinde neredeyse yok olmuş Yeşil Bursa’nın. Neyse ki hoyrat ellerin erişemediği bazı Yeşil Bursa köyleri, kasabaları var hala. İşte bu kuytuda kalmış yeşil köşelerden bazıları… Trilye, Cumalıkızık, Gölyazı…

golyaka2

Trilye: Zeytin ağaçları arasında şirin bir kasaba

Ününü ve turizm gelirlerinin bir kısmını televizyon dizilerine borçlu yerlerden biri Trilye. Sonbaharın ılıklığında, kalabalığın çekildiği, herkesin işine, okuluna döndüğü şu günlerde sıcaktan ve kalabalıktan bunalmadan, bunaltılmadan Trilye’yi gezmenin tam zamanı…

Mudanya’ya 10, Bursa’ya 40 km uzaklıktaki Trilye bir göçmen kasabası. Mübadele sırasında Girit’ten ve Selanik’ten gelen göçmenler yerleştirilmiş buraya. Marmara Denizi kıyısına kurulmuş ve etrafı zeytinliklerle çevrili. Zaten 1963-2011 arasındaki resmi adı Zeytinbağı. Trafik tabelalarında hala bu ad var.

trilyemini
Mübadil göçmenlerin yerleştirildği Trilye’nin tarihi evleri.

Trilye adı Rumca üç papaz anlamındaki triglia’dan geliyor. İznik konsülünde aforoz edilen üç papazın İznik’ten kaçıp buraya yerleşmesiyle bu adı aldığı rivayet ediliyor. Bir başka rivayete göre de adını burada çok çıkan barbun balığından alıyor.

Mübadele sırasında burayı bırakıp giden Rumlar arkalarında birçok kilise ve okul bırakmışlar. Bunlardan bazıları cami olmuş. Gösterişli bir de Taş Mektep var.

trilyetasmekti
Trilye Taşmektep

20. yüzyıl başında inşa edilen Taş Mektep 1980’li yıllara kadar okul olarak hizmet vermiş. Şimdilerde kapıları kilitli, restorasyon bekliyor. Esasen Tirilye’de doğan Kıbrıs Eski Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’un da burada papazlık eğitimi aldığı söyleniyor.

 

trilye8mini
Aslında bir kilise olan Dündar Evi şimdi bir konut.

Dündar Evi ta 13. yüzyıldan kalma eski bir kilise olmakla birlikte bugün ev olarak kullanılıyor. Evet özel mülkiyette bir kilise! İçini göremedik haliyle. Belki de kendi haline bırakılıp yıkılıp gitmesinden iyidir…

 

Fatih Camii de eski bir kiliseden bozma. Binanın arkasına dolanıp bakınca, kıpkızıl renkli tuğla duvarlarıyla kilise mimarisi bütün açıklığıyla görünüyor. (Doğu Anadolu’da kiliseden dönüştürülmüş camilere Ulucami, Batı Anadolu’da ise Fatih Camii diyorlar) Trilyeli zeytin üreticileri için belediye kıyıda özel bir mekân hazırlamış. Burada iriliği ve lezzetiyle ünlü sofralık Trilye ya da diğer adıyla Gemlik zeytinini sergiliyorlar. Hatta gözünüzün önünde salamura kuruyor, zeytin çiziyorlar. Buradan üreticiden tüketiciye aracısız zeytin ve zeytinyağı alabiliyorsunuz.

Kıyıda ayrıca deniz manzaralı şirin balık lokantaları da yer alıyor. Biz Şekerev’i denedik. Yemekler temiz ve lezzetliydi. Balık porsiyon 15 TL’den (küçük balıklar) başlıyordu. Sahibi banka emeklisi bir hanım ve eşi.

Trilye’ye Mudanya veya Bursa üzerinden ulaşılabiliyor. Bursa’dan minibüsler Mudanya’ya yarım saatte gidiyor. Trilye-Mudanya sahil yolu biraz virajlı ama deniz manzaralı. Mudanya’ya deniz otobüsüyle veya Gemlik’e kadar yeni açılan Osman Gazi Köprüsü çevre yolları üzerinden ulaşım artık çok kolay. Bursa- Balıkesir yolundan saparak köy yollarından da gitmek mümkün. Bu yoldaki kuş uçmaz kervan geçmez köylerden Dereköy’de müthiş bir kilise var. Ne kadar heybetli olduğunu görünce şaşırmamak mümkün değil. Ne yazık ki bakımsızlıktan yıkılmak üzere. Tarihi değerlerimize ne kadar sahip çıktığımızın bir nişanesi daha… Keşke bir el atılabilse…

Cumalıkızık: Bir ‘Manav’ Köyü

Oğuzlar’ın Kızık boyunun yerleştiği bir köy. Kızıklar bir Türkmen boyu ve kendilerine ‘Manav’ diyorlar. Bu yöreye Osmanlı devletinin kuruluş döneminde yerleşmişler. Uludağ’ın kuzey eteklerinde ve Bursa’ya sadece üç kilometre mesafede bir yerleşim. Dolayısıyla Bursa’dan kolayca ulaşılabiliyor. Cuma camisi bu köyde olduğundan bu adı almış. Bundan başka kendi boy adlarını yaşatan Kızık köyleri de var Bursa Uludağ eteklerinde: Derekızık, Hamamlıkızık, Fidyekızık, Değirmenlikızık…

Bu köydeki hamam, çeşme ve evler 2014’de Unesco tarafından tescil edilerek koruma altına alınmış. Evlerin arasında iki yüz yıllık olanlar bile var. Köyde bir de etnoğrafya evi var. Bu evde yöreye ait çeşitli eşyalarla giysi örnekleri sergileniyor. Giriş iki buçuk lira.

cumalikizk
Cumalıkızık sokakları, köylülerin hasat ettiği ürünlerden yaptığı taze ev ürünleriyle dolu…

Sokaklar boyunca köyün kadınları kendi el ve ev ürünlerini sergiliyor: mevsimine göre değişmekle birlikte çeşitli reçeller, turşular, taze meyveler, tarhana, erişte, salçalar… Pembe domates dört lira. Bursa’nın meşhur kestanesi yanında şifalı olduğu söylenen kestane balı da satılıyor. Ayrıca burada ahududu şenlikleri de yapılıyormuş ki afişi hala duruyordu.

Sokaklarına döşenmiş girintili çıkıntılı taşlar arasında hızlı yürümek maharet istiyor. Hele biz gittiğimizde olduğu gibi biraz yağmur atıştırmış ve bu taşlar kayganlaşmışsa, Bursa’nın ufak tefek taşlarına türkü yakmak işten değil…

Köyün daracık sokaklarından en darı ‘cin aralığı’ adını taşıyor ve iri göbekli birinin oradan geçmeye çalışması bir felakete yol açar gibi duruyor.

Sokakları gezmekten, tezgâhları incelemekten yorulunca caminin yanındaki küçük meydana bakan köy kahvesinde soluklanıp çayı içiyoruz.

Gölyazı: Üç isimli gölün ortasında bir ada

Bursa’ya yarım saat uzaklıktaki Gölyazı’da doğa olağanüstü ama tarihi doku korunmamış ne yazık ki… Evler beton, dükkânlarsa epey salaş. Fakat neyse ki bizden başka gezgin yok ve esnaf bizi ağırlamakta yarış ediyor.

golyaka1
Gölyazı’ya uğrayıp Ağlayan Çınar’ın altında oturmamak olmaz.

Gölyazı aslında bir ada. Evet, yanlış duymadınız karaya köprüyle bağlanmış bir ada. Üç isimli bir gölde, Apolyont ya da Uluabat ya da Gölyazı gölünde bir balıkçı köyü. (Apolyont tahmin edileceği gibi Rumca adı.) Şimdilerde içeriye otobüs ve diğer özel araçları sokmuyorlar. Araçlar köprüden hemen önceki otoparka bırakılıyor. Sonra da, ya bizim gibi on dakika yürüyerek ya da servis araçlarıyla adaya geçiyorsunuz.

Köprüyü geçince karşınıza, yere yatmış gövdesiyle göl kıyısında geniş bir alanı kaplayan dev bir çınar ağacı çıkıyor. Adı Ağlayan Çınar. Sanırım şekline bakılarak verilmiş bir isim bu. Yedi yüz yıldan fazla yaşı olduğu düşünülürse Osmanlı tarihini birebir yaşamış, gerçekten etkileyici bir güzellik.

Omuzlarında rengârenk papağanlarıyla dolaşan adama da burada rastlıyoruz. Papağanlarla resim çektirmek beş lira…

Daha sonra önümüze çıkan sur duvarlarının ardından Gölyazı Evi’ne gidiyoruz. Burası eski bir kilise ama toplantı salonuna dönüştürülmüş. Hemen yanındaki küçük bina, Nilüfer Belediyesi tarafından yazar ve çevirmen evi olarak düzenlenmiş. Bunlardan başka görülecek tarihi eser olmadığından sokak gezintimiz kısa sürüyor. (Keşke Cumalıkızık ve Trilye evleri gibi burayı da korumaya alsalardı ama artık olan olmuş…)

golyaka3
Gölün kenarında süslü kayıklar göl gezisi için konuklarını bekliyor

Fakat kıyı manzaraları nefis. Sahillerde yalnız söğütler var. Söğütlerin sivrisinek barındırmadığını biliyor muydunuz? Bu ağaçların su kıyılarını çok sevmesi ve aynı zamanda durgun su seven sivrisinekleri kovucu özelliği olması ne güzel… Beli bükük yaşlılar gibi dallarını suya eğmiş söğütlerin gölgesine sandallar, onların da kuytusuna kediler, ördekler ve kazlar çekilmiş. Bu kurdele ve çiçeklerle rengârenk süslenmiş sandallardan birine atlayıp gölde gezintiye çıkıyoruz. İşte günün en güzel anı… Manzara nefis. Biraz dalga var ama göl o kadar sığ ki suya batmak olanaksız.

Gölün bu yayvanlığından dolayı yağış fazla olursa göl suları köprü hizasına kadar çıkıyor, kara bağlantısını kapatıyormuş. Bu gölde kadınlar da balığa çıkıyormuş. Gölden çok lezzetli turna balığı tutuluyormuş. (Tezgahlarda turna göremedik biz. Sanırım geç kalmışız balık için.) Sazan ve yayın da cabası. Ayrıca bir kuş cenneti bu göl. Kıyıda sürü halinde karabataklar insanları seyrediyor. Biraz daha batıdaki kuş cenneti adıyla maruf Manyas Gölü’nün hazin sonundan sonra buradaki kuş cennetine bir şey olmasa bari… Zira Bursa Ovası’nı mahveden sanayi kuruluşlarının atıklarının göle ulaştığıyla ilgili şikâyetler yok değil. Sanırım iş işten geçmeden, koruma altına alınması gerekli bu gölün.

Birçok elektrik direğinde hayatımda gördüğüm en büyük leylek yuvaları var. Ekim ayındayız ve leylekler çoktan gitmiş ama yazın bu yuvaların herbirinde kaç leylek yaşadığını merak ediyorum.

Çay molasını meydandaki kahvede veriyoruz. Hemen yandaki fırından ekşi mayalı ekmek, seyyar esnaftan taze incir ve balık alışverişi yapıp yola koyuluyoruz.

Yorumlar
btbilgi
PAYLAŞ
blank
Kitap çevirmeni. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunudur. Edebiyattan fırsat buldukça gezer-yazar. Gazeteci eskisi (!). xTRlarge okurları için zaman zaman gezi notlarını ve kitap eleştirilerini paylaşacak.