btbilgi

“Vizyon görünmez şeyleri görebilme sanatıdır”demiş Jonathan Swift. Bugün bu güzel sözün üzerinde biraz gezinmek istiyorum. Gezinmek istiyorum, çünkü üzülerek görüyorum ki, bazen iş yapma biçimlerimiz vizyonlarımız ile yollarını ayırabiliyor.

İsterseniz çok karıştırılan ve hatta anlamı biraz yıpranmış olan iki kelimeyi sorgulayarak işe başlayalım. Vizyon, genelde varmak istediğimiz noktayı gösterir; misyon o noktaya varmak için, o yolda, neleri nasıl yaptığımızı, anlatır.

cadi1Yani misyonumuz vizyonumuza giden yolda bir araçtır aslında. Günümüzde değerlerimizi korumaya çalıştığımız uzun yolda bu iki kelimeye sahip çıkmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Sahip çıkmak sadece web sitesinde yazan birkaç cümleden ibaret olmamalı. Yaptığımız işler, sergilediğimiz davranışlar, ortaya koyduğumuz hizmetler de bunun bir parçası olmalı. Bu çok anlamlı iki kelime bizi küreselleşen dünyada yaptığımız her işte attığımız her adımda temsil etmeli.

Kongreler ve uluslararası toplantılar ve etkinlikler vizyonunuza giden yolda önemli araçlar. Neyi nasıl yaptığınız önemli. Geçtiğimiz günlerde izlediğim gündem yaratan ve uluslararası katılımlı iki etkinliği sizinle bu bakış açısı ile paylaşmak istiyorum: Kristal Elma ve Enerji Kongresi.

 

kristal_elma
Kristal Elma Ödülleri

Gökten bir Kristal Elma düşmüş!
Google Beyefendi’ye “Kristal Elma’nın vizyonu” diye sorduğumuzda nedense pek iç açıcı sonuçlar gelmiyor. 2016 yönetmeliğini açtığımda da; “Yarışmanın temel amacı, Türkiye’de pazarlama iletişiminin yaratıcılık düzeyini yükseltmek; ajansların, çalışanlarının ve uygulamaya katkıda bulunanların özgün başarılarını belgelemektir” cümlesi ile karşılaşıyorum. Bunu okuyunca etkileniyor insan, doğal olarak yaratıcılıktan bahsediyor,  bunu yükseltmek diyor. Peki Kristal Elma Ödül Töreni’nde bunun ne kadarını görebiliyorsunuz?

Bu sene UNIQ-Volkswagen Arena’da gerçekleştirilen etkinlik için seçilen yer aslında muhteşem bir mekân. Organizasyonların bu alanı iyi değerlendirmeleri ile ortaya çıkacak sonuçları hayal edebiliyorum. İsterdim ki, etkinliği yöneten komite ve etkinliği gerçekleştiren şirket de bunun farkında olsun.

Volkswagen Arena’yı bilmeyenler web sitesinden inceleyerek bir nebze ne demek istediğimi anlayabilir. Bana göre İstanbul’da mevcut fuar alanlarından ve Kongre Vadisi’nin çok bilinen salonlarında sonra iki yıl önce İstanbul’a kazandırılmış, adı gibi Uniq bir mekan. Öyle ki, buradaki etkinliklerin muhteşem olmaması için hemen hiçbir neden yok. Yeter ki, alan doğru kullanılsın.

Kristal Elma kendine hep nevi şahsına münhasır ve içeriğini uygulayabileceği alanlar seçiyor. İki senedir de UNIQ’de. Geçtiğimiz sene etkinliği takip edemediğim için bu sene alandaki yabancılaşmanın sebebini belki de o yüzden anlayamadım.

Mekan seçimi iyi ancak…
Öncelikle kayıt alanı ilk oturumun olduğu alandan hayli uzaktaydı. Uzak olması belki bir dereceye kadar ama alandaki yönlendirmeler o kadar kaybolmuştu ki, etkinlikte görev yapanlara çok iş düşüyordu. Benim bir etkinlikte en çok korktuğum unsurdur. Etkinlik alanını sadece kişi odaklı çalışmak. Çünkü dağınık lokasyonda kişiyi kontrol edemezsiniz.

Çalışan kişileri ne kadar iyi seçerseniz seçin kendi kültürünü yansıtır. Bu yüzden ya önce çok iyi eğitim verir, alanda pilot uygulamalar yaptırırsınız ya da “Branding” diye ağzımıza yapışan “giydirme ve yönlendirmeleri” detaylı ve uluslararası kurallara uygun yaparsınız.

Branding bir etkinlik söz konusu olduğunda sadece astığınız tabela veya yol işaretleri değildir. Bu kavramın içine, karşılama masanız, basın masanız, basın odanız, sahneniz, elinizdeki dokümantasyonlar, şimdilerde “goods bag” olarak adlandırılan etkinlikte dağıtılan ürünlerin konduğu ufak çantalar, görevlilerin kıyafetleri dahil olmak üzere pek çok unsur girer. Yani aslında seçeceğiniz “anı” ürününden, sahnenize kadar bir etkinliğin birbirini tamamlayan sayısız öğesi, etkinlik vesilesiyle markanızı nasıl yansıttığınızı gösterir.

Peki bunlardan biri ya da birkaçına yeterince özen göstermez iseniz ne olur? Basit olarak söylemek gerekirse kaos olur. Kristal Elma’da gördüğüm de tam anlamıyla buydu. Günün anlam ve önemine göre düşünülmüş bir içerik bu kaosta yalnız kalmıştı. Karşılama masasının sizi karşılamamasından tutun, alelade bir yaklaşımı yansıtması sizi karşılayan ilk ögelerdi.

Biraz daha ilerleyelim bir programa ihtiyacım var ama birkaç duvara yapıştırılmış program dışında bir program yok. Bir şeyi izlerken sonra neyin geleceğini bilmek istiyorum. Hani belki  “goods bag” denilen çantanın içinde olur diye programı da kaçıracağım kaygısı ile programın yapıldığı ana salonun önünden koşa koşa kayıt alanına dönüp, görevliye “program” veya “çanta” diye sorunca bir başka lokasyona yönlendiriliyorum.

Çantayı açtığımda içinde makarna paketinden dönerci broşürlerine kadar her şey var ancak programı bulamıyorum. “Goods bag” değil “Waste bag” sanki.  Eskiden bu çantalar çok değerli olurdu. . Firmalar iletişim malzemesiyle bu çantanın içine girebilmek için dünyanın parasını öder ve kristal elma’da kendilerini temsil edecek ürünleri de özenle seçerlerdi.

Pahalı olmasına gerek yoktu amaç yaratıcı olmasıydı. Goods bag, o ürünlerin marka değerini yansıtıyordu çünkü.

Konumuza dönelim. Program sorunca etkinlik alanı görevlilerinden biri elindekilerden birini bana verdi. O da ne! Kocaman bir kitap. Oysa ki ben sadece cebimde taşıyabileceğim bir program arıyorum. Küçük bir föy, bilgi içeren bir kağıt parçası. Elimdeki “tuğla”yı koşuşturma içinde nasıl taşırım? Abartmıyorum “takribi yarım kilo” bir “kitapçık”. Ne mekanın ne işin konsepti ile bütünleşiyor. Matbaa iyi kazanmış, o belli. Amacını ne kadar yerine getiriyor, aradığına hemen ulaşabiliyor musun? Yorumsuz.

Tabii sahnedeki konuşmacıyı falan unuttum. Programı izliyorum ama bu arada aklımda bu nasıl daha özgün olabilir, diye bir soru var. Programın dijital kopyasını ararken telefonumun şarjı bitti. Ara verildiğinde işi gücü bırakıp, bu sefer şarj makinesi aramaya başladım. Kocaman Uniq’de hiç rastladınız mı. Ben göremedim de.

Basın odası arıyorum hani belki orada vardır. Bizim işimiz gücümüz telefonla olduğu için belki biri akıl etmiştir, diye düşünüyorum. Değil şarj makinesi basın odası bile yok.

130 bin metrekare alandan bahsediyoruz. 11 bin katılımcı gelmiş, 150’nin üstünde konuşmacısı sahne alıyor. Hepsi çok hoş, çok güzel. Arada alana çıktım çünkü bir konuşmacının peşindeyim. Yine “Sora sora Bağdat bulunur” diyorum ama bir taksi geçse daha iyi. Çünkü büyük alanlarda kullanılan yerleşim planı yok. Aradığım konuşmacıyı alana kurulmuş etkinlik alanlarından birinde hayranları etrafını sarmış şekilde buluyorum. Amacım sadece iki soru yöneltmek çünkü benim de zamanım yok.

İletişim danışmanlığı demişken
Konuşmacının uluslararası iletişimcisi de hemen yanı başında. Biraz önce çevresindeki misafirlerle gayet keyifli ve rahat bir tavırlarla konuşan konuşmacı her nedense birden kıymete biniyor. İletişimci arkadaşlar, “Programı yoğun” diye kadıncağızı çekiştirip götürüyor.

Bu mesajımda bazı iletişimci arkadaşlaradır. Kuşkusuz bu ayrı bir yazının başlığı olacak ve mutlaka yazılacak ancak “kontrollü iletişim” diye size öğretilen şey böyle bir kabalık değildir. Eğer ismini bildiğinizi söylediğiniz bir gazeteci karşınıza gelmişse “Bir saniye” der, müşterinizle kısaca konuşur, inisiyatifi ele alır, iki tarafın da faydasına olan bir yol izlersiniz. Danışman gerekli yerde ve uygun müdahaleyi yapabilmek için o ünvanı cebinde taşır. “Elin ecnebisi her şeyi bilir” diye bir şey yok. Küresel düşün, yerel uygula.

Ben Kristal Elma Ödül Töreni’nde 130 bin metrekare alanda maraton yapmaya gelmedim. Benim de işim bu. Empati kur biraz. Hele hele küreselleşen dünyada “paylaştıkça çoğalır mantığı” hakimken haber kaynağını gazeteciden köşe bucak saklamanın ne alemi var? Zaten yanındasın. Kriz yaratabilecek bir durumu önleyebilecek konumdasın. Neyse şimdilik bu faslı kapatıyorum.

Kristal Elma hep parlasın
Bu yazı böyle uzayıp gider. Hiç mi bir şey beğenmedim. Beğendim elbet.

Sahne çok yalın ve güzeldi. Mekana da uymuştu. Amacı gerçekleştiren yegane unsurdu. Amaç ne idi bütünsellik.

Niye bunlar gözüme battı?

Çünkü siz “işi yaratıcılık” olan bir sektörün yaptığı en iyileri değerlendiriyorsunuz. Sıradan olmaya hakkınız yok.  Düşünmeden, ayrıntıları hesaplamadan iş yapmaya hiç hakkınız yok. Ayrıntı sadece içerikten geçmez -ki bu sene içinde bulunduğumuz koşullara göre gayet iyi derlenmiş bir içerikti- yapılan iş birbirini tamamlar.

Yaşadığımız günlerde pek çok şey yolunda gitmiyor olabilir, ama siz sektörünüzün gerekliliğini yapmak zorundasınız. Yani yaratıcı olmak ya da yaratıcı bir üçüncü parti seçmek zorundasınız. Dejenere olmaya hakkınız yok. Kurallarınızı ve değerlerinizi iyi korumak zorundasınız.

Bir kongre enerjimizi tüketmemeli

Evet gelelim ikinci uluslararası etkinliğimize….

23. Dünya Enerji Kongresi

Yorumlar
btbilgi
1
2
PAYLAŞ
TRT'de 1990 yılında başladığı profesyonel iş hayatına, özel sektörde ve özel kanallarda farklı programların yapımcılığı ile devam etti. Milliyet Grubu'nun dergilerinde ve Interpro Grubu yayınlarında yazı işleri müdürlüğü ve editörlük görevleri üstlendi. Avrasya’nın en büyük ticaret platformu "CeBIT Bilişim Eurasia" markasının pazarlama iletişimi faaliyetlerini kurguladı ve yönetti. Farklı sektörlerdeki pek çok marka için iletişim konusunda danışmanlık hizmetleri verdi. Şu anda xTRlarge'ın Yazı İşleri Müdürü olarak görev yapmaktadır.