btbilgi

Yaşamımızı şekillendiren şey başımıza gelen olaylar değil onlara verdiğimiz tepkilerdir.

Pek çok düşünür ve yazardan yukarıdakine benzer sözler duyduk, okuduk. Güzel bir söz olarak arkadaşlarımızla paylaştık, bazen bir panoya astık.

Sonra gittik, bizi kızdırana haddini bildirdik. Bize, bizce haksızlık edene, sosyal medyada, arkadaş ortamında, veryansın ettik. Reaktif tutumlarla işimizden, eşimizden, dostumuzdan olduk.

comentDerinlemesine düşünmedik bile…

İnsanlar olaylar, yani etkiler karşısında tepkisel davranırlar. Bu tepki iyi de olabilir, kötü de… Kimi zaman da tepkisiz kalır, yani nötr davranırız.

Bazen verdiğimiz tepki ile yukarıda da belirttiğim gibi eşimizden, dostumuzdan, işimizden, hayatımızdan olurken; bazen de tam tersi biçimde eş, dost, iş veya itibar da kazanabiliriz.

Sizin dayanamadığınız bir olaya bir başka arkadaşınız hatta kardeşiniz tahammül ediyor olabilir. Peki bu nasıl olur?

İnsanoğlu bir olay karşısında saniyeler içerisinde zincirleme olarak 4 tepki verir.

Sırasıyla ifade etmek gerekirse, bunlar, Duyusal, Kavramsal, Biyo Fizyolojik ve Davranışsal tepkilerdir.

ikincimakale
Şekil-1 Olaylar karşısında verilen 4 zincirleme tepki.

Bizler çevremizdeki olayları duyu organlarımızla algılamaktan kendimizi alıkoyamayız. Sağlıklı her insan etrafında konuşulanları, olan olayları işitir veya görür.

Dolayısıyla “Duyusal Tepki” olarak adlandırdığımız tepki biraz otomatiktir. Bu aşamadan sonrakiler ise daha önce oluşturduğumuz paradigmalar sonrası verilen tepkilerdir.

Paradigma demişken, halk dilinde “kafa yapısı” olarak da bilinir. Gerek aile, gerek iş, gerekse arkadaşlık bağlamında yaşadığımız çevre, bulunduğumuz coğrafya, aldığımız eğitim, öğretim, yaşadığımız tecrübeler sonrası geliştirdiğimiz yaşam haritamızdır. İçinde rollerimiz ve değerlerimiz de vardır. Ebeveynken başka, evlatken başka tepkiler veririz. Hayatımız bekarken başka, evliyken başka şekillenir.

Sudan bir örnek verelim; bir bardak suyu bir kabın veya şişenin içine koyduğunuzda doğal olarak bulunduğu kabın şeklini alır.

Benzer şekilde karşılaştığımız olaylar da bizim kafa yapımızın şekline uygun bir şekil alır. Olaylar da suya benzer. Pek çok insanın aynı olaya maruz kalıp farklı tepki vermesi bu yüzdendir.

Hepimizin rastlayabileceği basit bir kavga olayını inceleyelim.

bicakSokakta yürürken yakınınızda bir yerde iki kişinin kavga ettiğini görüyor ve bağrışmaları da duyuyorsunuz. Bir an, kavga edenlerden biri, belinden bir bıçak çıkararak diğerine defalarca saplıyor.

Adım-1 Olay oldu ve siz duyusal tepki verdiniz. Sizinle birlikte bu olaya aynı zaman diliminde şahit olan pek çok insan da duyusal tepki verdi. Yani su hepimizin kabına döküldü…

Adım-2 Daha sonra bu olay bizim paradigmalarımıza göre, iyi, kötü veya nötr olarak şekillendi ve hatta derecelendi. Yani kavramsal tepkime başladı.

Çok kötü, felaket, facia… Eeee ne var bunda?… Ohh çok iyi oldu; bir mikroptan daha kurtulduk.. Çok korkutucu, ürkütücü, vahşet… ve daha niceleri.

Adım-3 Bu kavramsal tepki sonrası vücudumuz, şayet başımız sıkışık hissediyorsak adrenalin, kortizol, keyifli hissediyorsak dopamin ve türevlerini salgılamaya başladı. Belki de bu bize çok normal geldi ve fabrikamız, yani vücudumuz üretime kaldığı yerden ve aynen devam etti.

Adım-4 İşte bu salgılar sonrası daha önce öğrendiğimiz bazı hareketleri devreye sokmaya başladık.. Modern dünyada bu hareketlere söz söyleme, e-posta atma, sosyal medyada paylaşmayı da ekleyebilirsiniz.

Örnek üzerinden devam edelim.

Bıçaklanma olayını görenlerden biri cep telefonunu çıkarıp “112” acil servisi arar. Çünkü ona göre insan hayatı çok değerlidir. Önce canı kurtarmalıdır.

Bir başkası aynı saniyelerde “155” Polis İmdat’ı arıyordur. Çünkü onun paradigmalarına göre ortada bir suç vardır ve suçlular adalete hemen teslim edilmeli ve daha fazla zarar vermeleri engellenmelidir.

Bir başkası ise yine cep telefonunun kamerası ile olayı videoya çekmektedir. Sosyal medyada tıklanma oranını artırmanın ya da bir TV kanalına görüntüleri satıp çorba parasını çıkarmanın peşindedir.

Bir diğer cep kameramanı, çektiği görüntüleri adalete yardımcı olmak için polise teslim etmek niyetindedir.

Olayı gören bir diğer tanık, derhal bıçaklı adamın üzerine atlar ve onu etkisiz hale getirmeye çalışır. Onun için halkı tümden ve hemen bu beladan kurtarmak için canını feda etmek çok kahramanca bir harekettir.

Bir diğeri ise yaralının üzerine atlar, belki yaşatabilirim diye…

Kimi kaçar, kimi bağırır ağlar, kimi düşer baygınlık geçirir. Hikaye böyle nice davranış olasılığı ile devam eder.

Burada ne oldu?

Kavramsal tepkilerimiz davranışlarımızı şekillendirdi. Yıllardır çizdiğimiz yaşam yol haritamızdaki kurallar devreye girdi..

İşte kişisel değişimin ve dönüşümün başlayacağı nokta yukarıdaki şekilde kırmızı ve yuvarlak içine alınan kavramsal tepkilerimizdir.

Bu, mümkündür; ancak kolay değildir. Yılların alışkanlığını bir çırpıda değiştirmek hiçbir kahramanın harcı değil…

Öncelikle bir değişimi, dönüşümü, yeni alışkanlıkları, becerileri istemenin yeterli olmadığını belirtmeliyim.

Buna ihtiyaç hissetmek gerekir. İhtiyaç haline gelmemiş hiçbir olgu ile ilgili değişim adımı atmanız mümkün olmaz.

Mesela çok istediğiniz halde neden yabancı dil öğrenemiyorsunuz? Çünkü henüz o konu sizin için ihtiyaç haline dönüşmedi. Çünkü bu konuyla ilgili olarak vizyonunuzda bir kare yok…

Dönüşüm için istek yeterli değildir. Onu ihtiyaç olarak hissetmeniz gerekir. Reaktif tutumlardan proaktif tutumlar sergilemeye dönüşmek için de içinizde bir ihtiyaç hissetmelisiniz.

Reaktif insanla proaktif insan arasındaki temel farklılıklar
Reaktif insan otomatik tepkiler verir. Yorucu bir hayat sürer. Ona saldırana (sözlü, yazılı veya fiziksel) o da saldırır. Gelecekte boğuşacağı hastalıkları gençken kendi toprağına eker.

Proaktif insan kendisinin zayıf noktalarını önceden düşünüp farklı bir yaklaşım sergileyerek olayı kazan kazana dönüştürmeye çalışır.

Reaktif insanı kendisi değil, olaylar ve diğer insanlar yönetir ve yönlendirir. Hep onu kızdırırlar, hep onu incitirler, üzerler..

Proaktif insan duygularını kontrol etmek konusunda kendini sürekli geliştirir.

Proaktif olmanın basamakları
Öncelikle kendimle ilgili bir itirafta bulunmak isterim: Sütten çıkmış ak kaşık değilim. Yani ben de zaman zaman reaktif tutumlar sergilemekteyim. Ama eskiden 100 olayın 80’ine reaktif tepki verirken şimdi 20’sine verdiğimi söyleyebilirim. Aradaki bu 60 puanlık başarı hikayesini paylaşabilirim. Dilerim bir gün o 20’lik kısmını da yok ederim.

Eskiden öfkelenince koca bir ormanı kökünden yakardım. Şimdi ağacın bir dalını tutuşturuyorum.

Gelişim yolculuğu bir ömür sürer. Gelişeceğimi umuyorum.

Mükemmel için iyiden fedakarlık etmemek gerek. Çünkü mükemmele ulaşmak için önce kör topal yapmaya, sonra daha iyi yapmaya ve daha iyi yapmaya ihtiyaç var. Evren düşünceyi değil eylemi alkışlar.

kalemorijinal1- Her şeyden önce artık sizin için ihtiyaca dönüşmeye başlayan değişim konusu ya da konuları neler?

Çabuk mu öfkeleniyorsunuz. Size gönderilen ve içinde bir miktar iğneleme suçlama bulunan maillere zehir zemberek dönüşler mi yapıyorsunuz?

Terfi etmek istiyorsunuz ancak performans değerlendirmede yetkinlik boyutuyla ilgili sürekli engelle mi karşılaşıyorsunuz?

Liste uzayıp gider.. Netice de kendi önünüzdeki en büyük engel yine olaylara verdiğiniz tepkilerdir.

Düşünün; Ne istiyorsunuz? Değişmek mi? Değiştirmek mi?

Bazı şeyleri değiştirmek için önce değişmeniz gerekir. Buna gerçekten hazır mısınız?

Okyanus mercanlarını yerinde seyretmek istiyorsanız, önce yüzme öğrenmelisiniz, bir kedi besleyecekseniz birkaç can yakıcı tırmığa, bir köpek besleyecekseniz hafif ısırıklara hazır olmak gibi bir şeydir bu..

2. Sizi proaktif davranmaya yöneltecek formül kıvamındaki yeni sorunuz/ sorularınız ne olacak?

Sorular kavramsal tepkiyi sorgulatmak ve değiştirmek için en iyi yöntemlerdir. Öfkelenince nelere sebep oluyorsunuz? Bu sizin yaşamınıza ne şekilde yansıyor? Bunu değiştirmek için öfke anında verdiğiniz tepkiden farklı ne yapmalısınız?

Örneğin “Şu an duygusal bağışıklık sistemim çöktü, sağlıklı düşünemiyorum. Ara verelim” gibi bir söylem sizi bir süreliğine yangın yerinden kurtarabilir.

Etki ile tepki arasındaki zamanı verimli kullanmak için size zaman sağlayabilir.

Benim sorum ise şu; “Bu karşılaşacağım / karşılaştığım olumsuz durumu ve verdiğim tepkiyi, eğitimlerimde başka insanlara örnek bir vaka olarak anlatabilmek için şu an nasıl bir tavır sergilemeliyim?”

Siz, olumlu davranışınızı tetikleyecek sorunuzu kendiniz için yaratmalısınız. Belki örnek bir baba, ya da anne, belki örnek bir yönetici olarak ne tür şeyler yapacağınızı sormalısınız kendinize?

Bir soru da benim size hediyem olsun. “Gelecekte keşke dememek için şu an nasıl bir yaklaşım sergilemeliyim?”

Bu formül kıvamındaki sorulara önce tutuk cevaplar verecek ve eyleme geçmekte güçlük çekeceksiniz, ancak daha sonra her konuda olduğu gibi tekrar etmenin gücü ile hızlanacaksınız ve daha süratli proaktif tepkiler vermeye başlayacaksınız.

3. Duygularınızı kontrol altına alacak, yatıştıracak farklı nasıl tepkiler geliştirebilirsiniz?

Bizler, özellikle profesyonel yaşamda şirketlerde çalışanlar deprem, yangın vb acil durumlarda neler yapmamız gerektiği konusunda bazı talimler yapar, o kötü ana hazırlanırız / hazırlandırılırız. Böyle durumlarda kimyamız bozulsa bile kurtarıcı bazı eylemleri hayata geçirebiliriz.

Oysa kendimizle ilgili acil durumlara nasıl tepki vereceğimiz konusunda bir gün bile düşünmez, olduğunda otomatik tepkiler veririz.

İşte proaktif olmak biraz önden hazırlıklı olmakla ilgilidir. Proaktif türemesinin birinci kelimesi Pro, ön anlamına gelir. Prova, Pruva da buradan türemiş kelimelere örnek..

Davranışlarımız değerlerimizle de uyumlu olmalıdır. Her iki tarafa da katkı sağlamalıdır. En azından zarar vermemelidir.

Örneğin çok fazla araba yolculuğu yapan ben, arkamdan hışımla gelen tacizci trafik canavarlarına karşı orta şeride yerleşmeyi seçtim. Gördüm ki bu canavarların sağ ve sol şeritle derdi var. Orta şeridi sadece şeritler arası geçiş amaçlı kullanıyorlar. Göreceli daha emniyetli. Bu benim sinirlenmediğim anlamına gelmez. Tedbir almamla ilgilidir.

Bir başka örnek, ışıklarda ilk araba olduğumda arkamdan korna çalınıp dürtülmek hoşuma gitmiyor. Bu durumda ben de sol şeritte ışıklarda ilk bekleyen araba olma tercihimi gözden geçirdim ve bunun yerine sağdaki şeritte beklemeyi veya solda isem mümkün oldukça ikinci hatta üçüncü araba olmayı seçmeye başladım. Böylece taciz kornalarından daha az etkilenmem söz konusu oldu.

Bu basit örneklerden hareketle size gelen maillere nasıl karşılık verirseniz durumu yönetebilirsiniz? Bir toplantıda uğradığınız tacize nasıl tepki verirseniz mücadeleden yönetmeye geçebilirsiniz? Zaman zaman bunu düşünün.

Seçmek diğerlerinden vazgeçmektir. Nasıl bir yaşam seçeceksiniz?

Hayatla ve insanlarla mücadeleden, yönetmeye geçme yolculuğunuzda başarılar dilerim.

OKUMALAR / KAYNAKLAR: Prof.Dr. Kadir Özer’in Duygusal Gerilimle Başedebilme ve Stephen Covey’in bir klasik olan Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı, Victor Frank’ın İnsanın Anlam Arayışı isimli kitaplarını başucunuzdan ayırmamanızı tavsiye ederim.
Yorumlar
btbilgi
PAYLAŞ
blank
Tüm Girişimci ve İş Mentorları Derneği Kurucu Başkanı Nuri Murat Avcı, bugün Association for Coaching Türkiye Operasyon Başkanı ve Uluslararası Koçluk Federasyonu'nun kayıtlı mentorları arasında yer almaktadır. Aynı zamanda House of Human Koçluk Eğitim Danışmanlık Kurucu Ortağı olarak görev yapan Avcı, koçluk ve mentorluk deneyimlerini yansıtan yazılarıyla ayda iki kez xTRlarge okurlarıyla buluşmaktadır.