btbilgi

İkinci Dünya Savaşı’nın bitişi, pek çok ülke için yeni bir dönemin habercisiydi. Çoğu ülke savaştan sonra yaralarını sarmaya, biriken borçlarını ödemeye ve yıkılanları yeniden inşa etmeye çabalıyordu. İngiltere savaştan galip çıkmış gibi görünse de, artık eski gücüne sahip olmadığı çok açıktı. Savaş boyunca Amerika’dan satın alınan silah ve malzemenin borcunu ödemeye çalışan ülke, üstüne bir de Almanya’ya bile verilen yardımlardan pay alamamanın sıkıntısını yaşıyordu.

berker1Ülkeyi hızla ayağa kaldırmak için yeni bir endüstri hamlesi başlatıldı. İngiltere akla gelen her türden malı üretmek ve dünya pazarlarında satmak için elinden geleni yapmaya başladı. İşte İngiliz motosiklet endüstrisi de bu dönemde tarihinin Altın Çağı’nı yaşadı.

Triumph, BSA, Norton gibi pek çok klasik İngiliz markası, savaş sonrası yarış pistlerinde ve mağaza vitrinlerinde rakipleriyle bol ölçüşür hale geldi. Avrupa ve Amerika pazarında büyük satış rakamlarına ulaşan İngilizler, biraz da fabrikaları en az bombalanan ülkelerden biri olmanın avantajını kullandılar. Japon markalarının piyasayı silip süpürmesine daha 20 yıldan fazla zaman vardı.

resim001

Çok yüksek sürat istemeyenler için Royal Enfield – Continental GT iyi bir seçim olabilir.

İngiltere bir yandan savaş yaralarını sararken, bir yandan da ülkeyi modernize etme çabasına girmişti. Büyüyen endüstriler, daha modern otobanların yapılmasını şart koşuyordu ve bunlar Londra’dan başlayarak ülkeyi sarmaya başladı. Ancak hayat, az paraya gün boyu çalışmak zorunda olan genç kesim için kolay değildi. Soğuk Savaş’ın giderek kendini hissettiren baskını altında bunalan gençler, iş dışındaki saatlerini değerlendirmek için yeni çıkan Rock’n’Roll müziğine ve az paraya bolca adrenalin alabilecekleri motosikletlere yöneldiler.

resim002

Triumph Thruxton çok daha pahalı ama rafine ve modern bir cafe racer.

1950’lerin sonuna doğru Londra ve çevresinde çok ciddi bir “rocker” alt kültürü oluşmuştu. Deri ceketler, hızlı motosikletler ve briyantinli saçlar, bu kültürün en temel özellikleriydi. Fakat 1950’li yılların motosikletleri, fabrika çıkışı hallerinde hayli sıkıcı ve bazen de güvenilmez makinelerdi. Bu motorları olduğu gibi kullanmayıp daha hafif, daha hızlı, daha iyi yol tutar hale getirmek, “cafe racer” denilen motosiklet türünün doğmasına yol açacaktı.

Motor üstündeki fazlalıkları budamak, sürüş pozisyonunu yarış makinelerindekine benzer hale getirmek, daha fazla beygir ve daha güçlü frenler için modifikasyonlar yapmak, ortaya bu yeni motor türünü çıkardı.

resim003
Cafe racer kültürünün harman olduğu en önemli mekanlardan Ace Cafe, bir süre önce tekrar açıldı.

1960’lı yıllara damgasını vuran “cafe racer” tanımının nereden çıktığına dair pek çok söylenti var. Ancak genel kanı, yeni otoyollar üzerinde pıtrak gibi çoğalan servis istasyonlarında açılan cafelere takılan rocker tayfası yüzünden bu ismin ortaya çıktığı yönünde. Bu kafeler arasında saatte 100 mili aşan hızlarla yarışan gençlerin, bazen müzik dolabında çalan bir plağı yarış süresini belirlemek için kullandıkları da sokak efsaneleri arasında yer alıyor.

İşin komik tarafı, gençler sokakları cafe racer tarzı motorlarla doldururken, motor üreticileri bu alt kültürü bir anomali olarak görüp pek yüz vermediler. Ancak yıllar sonra, moda değişirken satışlarını artırabilmek için bu tarz motorlar üretmeye çalıştılar. Ancak tabii ki piyasayı dolduran Japon motorları karşısında bu da pek yeterli olmayacaktı.

Günümüzde bir “cafe racer” istiyorsanız, az da olsa fabrikasyon seçenekler yok değil. Triumph ya da Royal Enfield gibi markaların ürün gamında bu tür makineler bulmak mümkün. Ya da yeriniz ve tezgâhınız varsa, ikinci el bir motoru kesip biçerek kendiniz de bir tane yapabilirsiniz! Tabii Marlon Brando tarzı bir deri ceket ve uygun bir kask bulmayı da ihmal etmeyin!

Hangi kafenin önünde takılacağınız ise tamamen size kalmış…

Yorumlar
btbilgi
PAYLAŞ
Teknoloji basınında 20 yılı dolduran M. Berker Güngör, Technopat.net internet sitesinin kurucusu ve sahibidir. Rüzgar ve motor sesini gündelik hayatın sıkıntısından sıyrılmak için terapi olarak kullanan Berker, genellikle 120 kilometrenin üstüne pek çıkmayan sakin binici modelinin katıksız temsilcisidir.