btbilgi

İki farklı ilaç firması kan şeker düzeyine duyarlı insülin üretimini ve geliştirmeyi desteklemek üzere çalışmalarını artırmaktadır. Hastaların öğün içindeki karbonhidrat içeriğinin değişmesi sonucu kan şeker düzeyi de değişkenlik göstermektedir. İnsülin dozu ayarlamasında kolaylık sağlayan ve yüksek ya da düşük kan şeker düzeylerinin oluşmasını önleyen mükemmel bir insülin “smart insülin” geliştirme fazındadır.

Üç yıldan fazla bir sürede 4,6 milyon dolar bütçe ile smart insülin geliştirilmesinde öncü kuruluşlardan birisi Juvenile Diabetes Research Foundation (JDRF)’dur. Şu an tek smart insülinin insanlarda kullanımına ait denemeleri ise Merck firması tarafından sürdürülmektedir (2014’den beri devam ediyor). Bu insülin kan şeker kontrolü ve fazla insülin dozlamasından meydana gelebilecek hipoglisemi (kan şeker düşmelerini) önlemek açısından heyecan yaratmaktadır.

Smart insülin nasıl çalışır?
Glikoz duyarlı olarak çalışan bu insülin vücudun kan glikoz düzeyine bağlı olarak otomatik etki göstermektedir. Vücutta yüksek kan şekeri olduğunda daha fazla insülin aktif veya serbest kalmakta ve diğer tarafdan vücut kan şeker düzeyi düşük ise daha az insülin serbest kalmaktadır.

Teorik olarak hastaların sadece günde bir kez insülin alması sonucu moleküler düzeyde dinlenme fazında olan insülin gün boyunca kan şeker düzeylerini normal aralıkta tutmaksı gerçekleşmektedir. Daha yeni olan bu gelişmeler konusunda daha çok araştırma ve sonuçları konusunda bilgiye ihtiyaç vardır. Şu an için glikoz duyarlı patch insülin, engineered glikoz yanıtı olan insülinler ve glikoz duyarlı nanopartiküller olarak farklı çalışmalar sürmektedir.

Yapay pankreas ve insülin pompası
Diğer tarafdan pankreasdan insülin salgısı olmayan Tip 1 diyabetli hastalar ve insülin kullanması gereken diğer diyabetli hastalar için günde 4-5 kez insülinin cilt altına yapılması ve yine günde 5-6 kez kan şeker ölçümü hayatlarında zorluklara yol açabilmektedir. Bu kadar sık insülin yapılması bile şeker düzeylerinde ciddi bir düzelme sağlamayabilir. İnsülin pompaları özellikle bu tip hatalarda şeker düzeyinin dengelenmesi adına çok ciddi faydalar sağlamaktadır. İnsülin pompası, tüm gün sürekli ve az miktarda insülin salgılayarak, kan şekerinin daha düzgün olmasını sağlar. Hastalar bu yöntemi kullandıklarında günde 4 defa enjeksiyon yapma zorunluluğundan kurtulurlar.

Yeni gelişmelerden birisi de insülin tedavisinde kolaylık sağlayan ve kan şekeri kontrolünde daha üstün olan kapalı loop sistemleri “yapay pankreas” ya da “otomatik insülin veren” sistemlerin yakın zamanda hastaların kullanımı için piyasa gelecek olmasıdır. Bu cihazlar içlerinde hem kan şeker ölçen hem de insülin bırakan sistemler olduğu gibi kan şeker düzeylerini kararlı düzeylerde tutan ve kan şeker düşmelerini önleyen glukagon hormonu içeren sistem olarak da geliştirilmektedir. 2017-2018 yıllarında kullanıma girmesi planlanan biyonik pankreas veya yapay pankreas diyabet tedavisinde büyük bir heyecan yaratmaktadır.

Diyabet tedavisinde kök hücrelerin kullanımı
Tip 1 diyabetin kesin tedavisi için büyük umut bağlanan bu uygulama, insülin salgılayan beta hücrelerinin kadavra ya da başka bir canlının pankreasından ayrıştırılmasına dayanıyor. Hücreler radyolojik görüntüleme yöntemleriyle, bir operasyon ile beta hücreleri eksik olan hastaya naklediliyor. Genel anesteziye ihtiyaç duyulmayan bu yöntem, aynı zamanda tekrarlanabiliyor.

İlk araştırmalarda vücudun savunma sistemi, nakledilen beta hücresini reddederek, sonucun olumsuz olmasına neden olmuştur. Ortaya çıkan sorunu önlemek için bağışıklığı baskılayan bazı ilaçlar denenmiş fakat uzun süreli ve kalıcı başarılar elde edilememiştir.

Diyabet tedavisinde kuşkusuz insülin salgılayan pankreas beta hücrelerinin restore edilmesi veya tekrar insülin salgılamaya başlaması müthiş bir düşünce olarak görülmektedir. Bu amaçla Harvard Üniversitesi, JDRF ve Betalogics bu konu üzerine araştırmalarına devam etmektedir. Bu araştırmalarda cilt altına insülin salgılayan pankreas beta hücrelerinin yerleştirilmesi ve kan şeker düzeylerini ayarlamak üzere buradan glukagon ve insülin salgılanması ile kan şekerinin düşük ve yükseklik olmaksızın ayarlanması amaçlanmıştır.

Buradaki tek engel insan vücudundaki savunma hücrelerinin yabancı bu hücrelere saldırması, hücrelerin hasar görmesi sonucu tedavinin başarısız olmasıdır. Buna engel olmak üzere bariyer görevi gören ve kabaca 1 x 3 inç boyutunda olan “Encaptra” denen bir kaplayıcı ile çevrelenmektedir. Bu çalışmalar içinde JDRF dışındakiler hayvan çalışması şeklinde devam etmekte sadece JDRF grubu bu araştırmayı insanlarda yapmaktadır.

ViaCyte olarak bilinen bu sistem 2014 yılında FDA tarafından onay almış ve Kanada’nın da katılımıyla geliştirilme aşamasına girmiştir. Nerdeyse Tip 1 diyabet için “cure” olarak düşünülen bu tedavi modelinde az bir insülinle kan şeker düzeylerinin kontrol edilecek olması heyecan yaramaktadır şüphesiz!

Tanı ve tedavisindeki yeniliklerin heyecan yarattığı bu hastalıklarda tedavinin izlemindeki gelişmelerde son hızla devam etmektedir.

Gelecek sayımızda izlemede yenilikler konusunda tekrar buluşmak dileğiyle sağlıcakla kalın.

Yorumlar
btbilgi
PAYLAŞ
blank
Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı olan Doç. Dr. Muammer Karadeniz, Ege Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Harvard Üniversitesi, Joslin Diabetes Center’da araştırma görevlisi olarak çalıştı. Muammer Karadeniz'in uluslararası hakemli dergilerde diabet üzerinde yüze yakın makalesi yayınlanmıştır.